You are currently browsing the category archive for the ‘Diğer’ category.

Waist circumference and all-cause mortality in a large US cohort. Arch Intern Med. 2010 Aug 9;170(15):1293-301.

Bu blogun temel amacı romatolojinin ilgi alanına giren güncel makaleler uzerine değerlendirmelerde bulunmak olsa da, zaman zaman sizlerin ilgisini çekebilecek romatoloji dışındaki makalelere de yer vermek uygun olur diye düşünüyorum. Aslında inceleyeceğimiz makaleye romatoloji dışında demek zor, çünkü makale romatolojinin ana dalı olan iç hastalıklarının son derece saygın dergilerinden biri olan Archives of Internal Medicine’in 9 Ağustos 2010 tarihli sayısında yayınlandı.

Şişmanlığın iyi bir şey olmadığını çoğumuz öğrendik, artık “bir dirhem et bin ayıp örter” diyen kimselere pek rastlamıyoruz. Araştırmacıların yeni gündem maddesi ise göbek. Gerçekten de son yıllarda göbek hadisesine fena halde takmış durumdalar. İleri sürülen (ve büyük oranda da ispatlanan) görüş, tip 2 diyabet, koroner arter hastalığı gibi pek çok hastalığın gelişimi için göbek çevresinin kilodan daha ciddi ve belirleyici bir risk faktörü olduğu yönünde.

Araştırmacılar bu bulgulardan yola çıkarak, yaşları 50’nin uzerindeki 100.000 kişiyi (az buz değil) 10 yıldan uzun sure, ölüm oranları (belli hastalıklara bağlı değil, tüm nedenlere bağlı ölümler) yönünden takip etmişler. Daha detaylı tanımlamak gerekirse; bu 100.000 kişinin göbek çevreleri, kiloları ve boyları ölçülerek takip edilmeye başlanmış. 10 yıl içinde ölenler ve hayatta kalanlar takip edilerek, göbek çevresinin bu sure içerisinde ölüm ile olan ilişkisi araştırılmış (uzun vadede hepimizin ölümlü olduğu dolayısı ile nihai  ölüm riskimizin %100 olduğunu hatırlatmama gerek yok sanırım).

Peki kimi göbekli kimi göbeksiz kabul etmeliyiz? Genel olarak; göbek çevresinin erkeklerde 102 cm’den fazla, kadınlarda ise 88 cm’den fazla olması “göbeklilik” olarak kabul ediliyor.  Bu tanımlamaya bakılırsa, A.B.D’de yaşları 50’nin uzerinde erkeklerin %50’si, kadınların ise %70’i göbekli durumda (İtiraf etmeliyim ki bu oranlar kendimi iyi hissetmemi sağladı).

Gelelim araştırmanın sonuçlarına;

1-    Göbek çevreniz ile ölüm riskiniz arasında gayet belirgin bir ilişki var. Yani normal kabul edilen göbek çevresinin uzerine eklenen her santimetre, bir şekilde ömrünüzden götürüyor.

2-     Yaşınız 50’nin uzerinde ise, erkek iseniz ve göbek çevreniz 120 cm’den fazla ise önümüzdeki 10 yıl içinde ölüm riskiniz (Allah geçinden versin elbette ama) göbek çevresi normal olan birisine gore 2 kat artmış durumda. Benzer şekilde yaşı 50’nin uzerinde olan bir kadın iseniz ve göbek çevreniz 110 cm’nin uzerinde ise ölüm riskiniz erkeklere kıyasla daha da artmış durumda (2.3 kat)

3-    Kanaatimce çalışmanın sonuçlarını daha ilginç hale getiren ise göbek çevresi ile ölüm riski arasındaki ilişkinin kilodan bağımsız olması. Başka bir deyişle kilo olarak zayıf kabul edilecek bir kiloda olsanız bile şayet göbekli iseniz ölüm riskiniz ayni şekilde artmış durumda.

Uzun lafın kısası, uzun ve de sağlıklı yaşamak istiyorsanız göbekten kurtulmanın bir yolunu bulacaksınız. Yukarıdaki ölçümlere gore kendisi de göbekli sayılan birisi olarak, makalenin tartışma kısmında göbekten kurtulmanın bir yolu yazılmış mi diye aranıp durdum. Maalesef araştırmacılar bu konuda suya ve sabuna dokunmamayı tercih etmişler. Dolayısıyla bu konuda önerisi olan herkese açığız…

Yasal Uyarı: Yayınlanan makalenin tüm hakları Haber Romatik sitesine aittir. Kaynak gösterilse dahi makalenin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan makalenin bir bölümü, alıntılanan makaleye aktif link verilerek kullanılabilir.

Reklamlar

Annual high-dose oral vitamin D and falls and fractures in older women: a randomized controlled trial. JAMA. 2010 May 12;303(18):1815-22.

“D vitamini faydalı mıdır?” sorusu, gerek hastalarımız gerekse eş dost tarafından sıkça sorulan sorulardan birisi (ya da birisi haline geldi). Gerçekten de son yıllarda araştırmacıların D vitaminine karşı ilgisinde belirgin bir artış var ve neredeyse bildiğimiz tüm hastalıkların bir şekilde D vitamini ile ilişkili olduğunu ileri süren hatırı sayılır araştırma mevcut. Tahmin edeceğiniz üzere bu çalışmaların ortak sonucu “D vitamini faydalıdır” şeklinde. Bununla birlikte bu araştırmaların büyük bir kısmının sonuç bölümü incelendiğinde araştırmacıların “ D vitamini alımınızı arttırın” gibi doğrudan bir tavsiyede bulunma konusunda biraz çekimser davrandıkları gözden kaçmıyor. Şimdi yazının başındaki soruya yanıt olarak, her ne kadar insanın içinden “adının içinde vitamin olduğuna göre faydalıdır elbette” diye refleks ve de kaçamak bir yanıt vermek gelse de, işin aslı göründüğünden biraz daha karmaşık gibi. Faydalı olduğu yönünde genel kanıtlar olsa bile, “kime faydalıdır?”, “hangi durumlarda faydalıdır?”, “hangi dozda faydalıdır?” gibi soruların öncelikle yanıt bulması gerekiyor.

D vitamininin olumlu etkileri olduğu düşünülen ve en çok araştırılan konulardan birisi D vitamininin düşmeler ve de kırık gelişimi üzerine olan etkileri. Daha önce yapılmış çoğu klinik çalışma (aralarında bazı tutarsızlıklar olsa da) D vitamininin düşme ve kırık gelişimini azalttığı yönünde. Önceki çalışmaların sonuçlarına göre, günlük 700-800 ünite D vitamini alımının kırık riskini %13-26, düşme riskini %19-26 oranında azalttığı gösterilmiş. Ek olarak, bu çalışmalar D vitamini ile ilgili en önemli sorunlardan birinin hasta uyumu olduğunu, yani hastaların ilacı her gün düzenli kullanma konusunda pek istekli olmadığını, ortaya koymuş. Bu nedenle Sanders ve arkadaşları, JAMA’da 12 Mayıs 2010 tarihinde yayınlanan araştırmayı planlarken, faydası zaten gösterilmiş olan D vitaminin kullanımını kolaylaştıracak bir şekilde, her gün (düşük doz) almak yerine yılda 1 defa (yüksek doz) uygulamanın, düşme sıklığı ve kırık gelişimi üzerine etkileri nedir sorusunu sormuşlar.

Çalışma Avustralya’da tek bir merkezde 2003-2008 yılları arasında yürütülmüş. Yaşları 70’in üzerinde ve kalça kırığı için en az 1 risk faktörü bulunan (annede kalça kırığı, eski kırık hikâyesi vb.) 2258 kadının bir bölümüne senede 1 defa ağız yolu ile 500 000 Ünite koleskalsiferol (vitamin D3) diğer bölümüne de plasebo verilmiş ve katılımcılar 3-5 yıl süre ile takip edilmişler. Katılımcılardan düşmeleri ellerindeki takvime işlemeleri istenmiş, kırıklar zaten çekilen röntgen ile bir şekilde kayıt altına alınmış.

Gelelim çalışmanın sonuçlarına; D vitamini verilen kişiler plasebo verilenler ile kıyaslandığında, düşme sıklığında %15, kırık sıklığında %26 artış saptanmış. Yanlış okuduğunuz ya da yazım hatası olduğu düşüncesiyle az önce okuduğunuz cümleyi yeniden okumayı aklınızdan geçiriyorsanız buna hiç gerek yok. Araştırmacılar burada yer veremeyeceğimiz pek çok ek analiz de yapmışlar ama bu yüksek doz D vitamininin düşme ve kırık riskini ARTTIRDIĞI sonucunu değiştirmemiş. Çalışmanın sonuçları arasında dikkati çeken diğer bir özellik de gerek düşme gerekse kırık sıklığının ilacın verilmesini takip eden ilk 3 ay içerisinde belirgin artış göstermesi (ki bu da bir şekilde düşme ve kırıkların sorumlusunun D vitamini olduğunu destekler nitelikte). İşin açıkçası araştırmacılar bu (beklenilmeyen) sonucu yorumlamaya çalışırken bir hayli zorlanmışlar. Şu an için A.B.D ve Kanada’da 70 yaş üzerindeki bireylere tavsiye edilen D vitamini dozu günde 600 Ünite (üst sınırı 2000 Ünite ki bu da senelik 700 000 Üniteye denk geliyor). Araştırmacılar biraz da buna dayanarak, buradaki sorunun dozun yüksekliğinden ziyade, bu kadar yüksek dozun tek seferde verilmesi olabileceği şeklinde yorum yapmışlar. Aslında bu çalışmanın bize anlattığı (ya da hatırlattığı) en önemli şey, insan vücudu ile ilgili hiçbir şeyi düz mantıkla düşünmememiz gerektiği. Araştırmacıların hipotezi tutsa ve bu yazının başlığı “senede 1 defa alınan D vitamini her derde deva” olsa mutlaka daha ilgi çekici olurdu ama her zaman evdeki hesap çarşıya uymuyor.

Yasal Uyarı: Yayınlanan makalenin tüm hakları Haber Romatik sitesine aittir. Kaynak gösterilse dahi makalenin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan makalenin bir bölümü, alıntılanan makaleye aktif link verilerek kullanılabilir.

haber kategorileri